KOMAN'IN ÇALINMASI

20.11.2017'de Yapı Kredi Kültür Sanat'ta yapılan konuşmanın 1. bölümü.

Koman’ın kilden çalıştığı heykel. Fotoğraf: Yıldırım Arıcı

 

1992 yılında Ankara Seğmenler Parkı'na dikilen İlhan Koman heykeli, 14 yıl sonra bir gece, birdenbire çalındı. Ama herkes, bunun bir hırsızlık vakası olmadığına, heykel düşmanı Gökçek'in işi olduğuna inanıyor.

Peki, bu çalınan heykel buraya nasıl dikilmişti? Bu olayın öyküsü, 1986 yılında Paris'te Abidin Dino'da gördüğüm ve görür görmez çarpıldığım, son derecede büyülü bir figürle başladı. 15-20 cm yüksekliğindeki bu bronz heykel, ikonları andırıyordu, bir kutsallık saçıyordu. Koman'ın olduğunu öğrendim. 1978'de, Paris'te olduğu bir sıra, kilden çalıştığı bir dizi heykelden biriymiş. Yalnız bu gördüğüm örnek bronza dökülmüş. Uzun bir süre Abidin'de kalakalmışlar.

 

İlk Sergi

Hemen bir Koman sergisi açmaya giriştim. Ama tam bu sırada ölüm haberi geldi. Gel zaman git zaman, Elbe Adası'nda yaşayan Behçet Safa'yı tanıdık. Sanatçının yakın arkadaşı. Hatta bir zamanlar, Stockholm'de, Koman'ın hem evi hem de atölyesi olan Hulda teknesinde kalmış. Birlikte hem kafa bulmuşlar, hem çalışmışlar. Safa, Koman'ın Paris'te yaptığı kil dizinin artık Stockholm'de, eşi Kerstin'de olduğunu ve bunların sergilenmesi için onunla görüşebileceğini söyledi. Bunun üzerine Kerstin'i ziyaret ettim ve diziden on heykelin bronza dökülerek sergilenmesi konusunda anlaştık. Onar kopya döküleceklerdi, beşini Kerstin'e verecektim, beşi de Galeri Nev'e kalacaktı. Tabii bütün döküm işini ve diğer giderleri Galeri karşılayacaktı.

 

 

Pietra Santa

 

Kerstin'den aldığım kil modelleri yüklenerek, İtalya'da Pietra Santa'nın yolunu tuttum. Pietra Santa, zengin ve nitelikli mermer yatakları dolayısıyla dünyada heykel sanatkârlığının merkezi olan Carrara civarında son derecede sevimli bir kasabaydı. Mermer yontma atölyeleri ve döküm atölyeleriyle dolup taşıyordu. 600 yıldır, Carrara gibi Pietra Santa da, Toskana heykel ustalığının  bir merkeziydi. Safa'nın bulduğu usta, Guiseppe, son derecede titiz ve cana yakın bir sanatkardı. Killeri ona emanet ettim. O da baştan bir numune döktü. Sonra bu numune üzerinden heykellerin girdisine çıktısına ve patinasına karar verdik. Kaidesini tasarladık; gittik mermercilerden kaide için değişik mermerler seçtik, örnekler yaptırdık.

Uzatmayayım... Bu heykeller Ocak 1990'da Ankara Galeri Nev'de sergilenmeye başladı. Böylelikle İlhan Koman'ın Türkiye'deki ilk sergisi açılmış oldu. Sergi, aynı gün İstanbul Nev'de de başladı. 1990 Mart ayında da, Koman'ın bu harikalar dizisini, yıllarca yaşamış olduğu Stockholm'de, X. Stockholm Fuarı'nda sergiledim. Bütün bu sergiler büyük bir ilgiyle karşılandı.

 

Théâtre de Liberté

2005'te İstanbul'da düzenlenen büyük Koman retrospektifinin kataloğunda verilen bilgiye göre, İlhan Koman, bizim 10 örneğini sergilediğimiz heykel dizisini, tiyatrocu Mehmet Ulusoy'un, Paris'te Théâtre de Liberté'de sahnelenen bir Dario Fo oyunu için yapmıştı. Mehmet Ulusoy, 1968-71 yılları arasında etkin olan, avangard tiyatro hareketi Devrim İçin Hareket Tiyatrosu kurucularındandır. Bu tiyatroda kullanılan maskları da vaktiyle Kuzgun Acar yapmıştır.

 

 

Kuzgun Acar, Devrim İçin Hareket Tiyatrosu maskları.

 

Koman'ın 1978'de Paris'te çalıştığı dizinin estetiği, diğer heykellerine göre gayet özgündür. Ne soyut dönemini, ne "demir çağı" dediği dönemi, ne de geometrik formlarla uğraştığı son dönemini hatırlatır. Tamamıyla bu diziyle sınırlıdır. Retrospektifte dizinin diğer örnekleri de sergilenmiştir.

 

 

 

Üstte solda, soyut dönem, Paris 1950; sağda, 'demir çağı dönemi', Umacı, Stockholm, 1961. Fotoğraflar: Yıldırım Arıcı. Altta solda, 'geometrik dönem', Anafor, ∞-1, Stockholm, 1975-80. Fotoğraf: Yıldırım Arıcı; sağda 1978 Paris heykelleri.

 

Seğmenler Parkı Heykeli

Abidin Dino, Nev sergilerinin kataloğuna yazdığı yazıda şöyle diyordu: "1978'de Paris'te bir iki ay kalışında, dalgınlıkla elinin altından bir sürü formlar çıktı bir çırpıda... Küçük heykeller desem yanlış olacak, aslında her biri, kocaman bir 'abide'nin özü, yavrusudur büyümeyi bekleyen." Ben de, bir fırsatını bulup, şu ilk vurulduğum heykeli bir kamusal heykel ölçeğinde büyütmeyi koydum kafaya.

 

  

Seğmenler Parkı.

 

1989-93 yılları arasında, Murat Karayalçın'ın belediye başkanlığı döneminde, Ankara Belediyesi bir "çevresel sanat programı" başlattı. Ve bu program çerçevesinde Ankara 14 kamusal heykel kazandı. İşte, Koman'ın heykelinin, bir "abide" olarak kentteki yerini alması bu program sayesinde gerçekleşti. Ben gene, önce Koman'ın eşi Kerstin'le, sonra da Pietra Santa'daki usta Guiseppe’yle ilişki kurdum.

O zaman büyük bir samimiyetle ve ciddiyetle bu programın yürütülmesini üstlenen Belediye'nin genel sekreteri Timur Erkman’ı mutlaka anmak gerekir. O yıllarda epey çalıştık birlikte. Koman'ın konacağı yere onunla birlikte karar verdik. Bence Seğmenler Parkı'nın kentin curcunasından uzak doğallığı, sükûneti, huzuru idealdi. Kaidenin tasarımıyla ilgili bayağı uğraştım. Hazırladığım taslakları Paris'te Abidin'le konuştuk ve mevcut kaideye onunla birlikte karar verdik. Mermer konusunda uzman bir arkadaşımla birlikte Afyon'a mermer bakmaya gittik, çevresine dikilecek birkilere karar verdik... Neyse, sonunda heykel 31 Aralık 1992'de, tam Koman'ın altıncı ölüm yıldönümünde açıldı. Yılbaşı günü akşamüstü Park'ta küçük bir tören düzenledik. Gelene geçene sıcak şarap ikram ettik...

 

 

Seğmenler Parkı, açılış.

 

Kamusal Heykellerin Kaderi

Ankara'daki kamusal heykel programında, Koman'ın dışında Selim Turan, Azade Köker, Mehmet Ulusoy, Erdağ Aksel gibi başka sanatçılarımızın da heykelleri bulunuyordu. Koray Ariş de, Ayrancı'daki bir meydan için maketler yapıyordu. Ayrıca iki önemli yabancı sanatçının eserleri de bulunuyordu. Bunlar Hergele Meydanı'nda yer alan Alman sanatçı Otto Herbert Hayek'in bir yerleştirmesi ile, Sakarya Caddesi üzerindeki, Danimarkalı Jorgen Haugen Sorensen'in heykelleriydi.

 

   

Solda, Selim Turan; ortada Azade Köker; sağda Jorgen Haugen Sorensen'in heykelleri.

 

1994'te Melih Gökçek göreve gelir gelmez, ilk işi bu heykellere saldırmak oldu. En önce, "ben böyle heykelin içine tükürürüm" diyerek Aksoy'un heykellerini kaldırdı. Sonra, diğer heykeller de kaldırılmaya başladı, ya da herkesin inandığı gibi Gökçek'in gizli elleriyle yok oldu. Sıra İlhan Koman'ın heykeline geldi ve bu heykel de geçen yıl bir gece, Seğmenler Parkı'ndan kayboluverdi. Hem de, heykelin tam karşısındaki elçiliği bekleyen polislerin gözleri önünde. Belediye'nin koca heykelin çalındığına ilişkin açıklaması alay gibiydi.

 

  

Solda, çalınan heykelin geriye kalan kaidesi. Sağda, yeni dökülen Koman heykeli.

 

Pietra Santa'daki döküm atölyesi, heykeli Ankara'ya naklederken, alçı kalıbı da göndermişti. Ve bu kalıp Ankara'da Galeri Nev'de korunuyordu. Şimdi Galeri'nin desteğiyle, Yaygara Güncel Sanat İnisiyatifi'nin girişimiyle ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin açtığı kampanyadan toplanan bağışlarla, Koman'ın heykeli bu kalıptan yeniden döküldü. Yeni bir hainlik sonucu engellenmezse, 31 Aralık'ta, gene bir yılbaşı günü yerine konacak.

Kamusal sanata karşı şiddetlenerek süren vandallık sadece Ankara'da değil her yerde. Başta İstanbul'da. İstanbul'da 1973'te, Cumhuriyet'in 50. yılı dolayısıyla 20 heykeltıraşın 20 heykeli dikiliyor. Bunlar, önceki dönemlerde dikilen heykellerden farklı. Ulusu, devleti vb. ifade eden resmî havalı heykeller gibi değil. Bu heykellerin çoğu artık ortada yok. Gürdal Duyar'ın "Güzel İstanbul" heykeli, "Türk anasına hakarettir" denerek kaldırılmış. Füsun Onur'un heykeli de Fındıklı Parkı'ndan sökülüp götürülmüş. Muzaffer Ertoran'ın Tophane Parkı'nda İş ve İşçi Bulma Kurumu önündeki "İşçi" heykeli parçalanıp durmuş, sonunda kaybolmuş. Seyhun Topuz'un 4. Levent'teki heykeli yol geçtiği gerekçesiyle yıkılmış. Ve daha ne vahşet...[1] Neyse ki, 50. Yıl heykellerinden Şadi Çalık'ınki burada, hâlâ gözümüzün önünde. Arkadaşı Koman'ın, geçenlerde gene saldıya uğramış olan "Akdeniz" heykeliyle karşı karşıya.

1993 yılında da, o zamanki belediye başkanı Nurettin Sözen, "Açık Alanda Üç Boyutlu Çağdaş Sanat Yapıtları Yerleştirme Etkinliği" düzenlemiş. Bu etkinliğe ait eserler de, ya sonradan kaldırılmış, ya kayıp, ya parçalanmış. Ayşe Erkmen'inki gibi yakılanlar bile var.

 


 

 [1] Bkz. Aslı Uluşahin, Kültür Servisi, 11 Nisan 2016.