HEYKEL YIKMAK

20.11.2017'de Yapı Kredi Kültür Sanat'ta yapılan konuşmanın 2. bölümü.



Bamyan Budası

 

Türkiye'de giderek şiddetlenen, heykellere karşı, sanata karşı saldırılar neden? 2001'de Taliban Bamyan Budaları'nı neden uçurduysa, ondan. Veya 2015'te Irak Şam İslam Devleti orduları, tarihi neolitiğe kadar uzanan Palmira'nın heykellerini, mimarlığını neden yerle bir ettiyse, ondan. Çok genel olarak, putkırıcı saldırganlıktan.

 

 

Palmira, Roma Tiyatrosu, 2. yüzyıl.

 

 

Palmira.

 

İnsanlığın başlangıcında, din, sanat, mitoloji, edebiyat arasındaki ilişkiler iç içe. Sanatın, edebiyatın, mitolojinin kaynakları dinsel ayinler. Özellikle kurban törenleri. Mağara resimleri ile, mitolojinin ve edebiyatın köklerini oluşturan ayinler eşzamanlı. Ayrıca, mağaralarda resim yapmak da bir tür dinsel ritüel. İlk resimlerin çizildiği mağaraların barınmak için kullanılmadığı bilinmektedir. Bu mağaralar, alev ışığının büyüselliğinde sanat yapmanın topluca kutlandığı tapınaklardır. Mazhar İpşiroğlu'nun sözleriyle, "Pagan dünyanın insanı tasvire tapar... tasvir, puttur, büyüdür." Ne var ki, çoktanrılı dinlerden tektanrılı dinlere geçilmesiyle birlikte "insanlık tarihinde putlara karşı amansız br savaş açılır".[1] O çağlardan bu çağlara din ve sanat arasındaki ilişki gizini korumaktadır. Akılcılık ve laiklik bu gizi aydınlatmış sayılamaz. Donald Preziosi gibi tarihçilere göre sanat laik bir ilahiyattır. Terry Eagleton, "Kültür Tanrı'nın seküler adıdır" diyor.[2]

Putkırıcılık sadece İslam'da değil, çoktanrılı dinlere karşı olan her üç semavi dinin tarihinde de zaman zaman hortlamıştır. Örneğin, 8. ve 9. yüzyıllarda Bizans'ta hüküm süren putkırıcı rejimler, sanat eserlerine karşı gayet şiddetli bir saldırı harekâtı başlatmışlardır. Peki, putkırıcılığı kışkırtan bu fanatizm, neden zamanımızda tırmanmıştır? Siyaset düşünürü David Harvey'e göre, 1970'lerde, 1980'lerde küreselleşmeyle birlikte devreye giren neoliberalizmin esaslarından biri, dinin restorasyonudur. Postmodernizmin bir anlamı da dine dönüştür. Bu, 500 yıl önce, kiliseye ve saraya, ruhbana ve aristokrasiye karşı yükselen modernliğin parçalanmasının bir sonucudur. Gerçekten de, aşağı yukarı 50 yıldır, modernliğe özgü, ulusallık, evrensellik, kamusallık gibi birçok anlayışın aşındığına tanık oluyoruz – ve bunlarla birlikte laikliğin tabii.

Modernliğin parçalanması konusu, şimdi burada giremeyeceğimiz kadar kapsamlı bir konu. Ama, biz bu dönüşümü gayet şiddetli yaşadık ve yaşıyoruz. Bunun sonucunda heykeller parçalanmakla kalmıyor, resmen ilan edilen muhafazakâr kültür politikaları sonucu, modernliği simgeleyen mimarlık eserleri de yıkılıyor. Ankara'da Saraçoğlu Mahallesi, Doğan Tekeli ve Sami Sisa'nın Danıştay'ı, Vedat Özsan'ın Etibank Merkezi, Seyfi Arkan'ın İller Bankası... İstanbul'da AKM, gene Doğan Tekeli ve Sami Sisa'nın eseri olan Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ). Bu arada, ne zamandır mimarlıkta bir Osmanlı canlanması teşvik ediliyor. Cumhurbaşkanlığı, Holzmeister'in tasarladığı Gazi Köşkü'nden, Osmanlı taklidi heyûla bir saraya taşınıyor. Resim Heykel Müzesi, Dolmabahçe Sarayı Veliaht Köşkü'nden kovuluyor ve yerine açılan müzede izleyicileri artık veliaht karşılıyor, padişahlar karşılıyor. Veliahtın köşkü modern sanattan, modern müzeden kurtarılıyor!

Bunlar hep bildiğimiz, izlediğimiz gelişmeler. Ama bu konunun üzerinde hiç durulmayan bir başka yönü daha var. Modernliğin parçalanması –adı üstünde– postmodernizmle başlayan ve küresel şirketlerin himayesinde örgütlenen kurumsal (corporate), müesses, çağdaş sanatın da temel yönelimlerinden biriydi. Yıllardır bienallerde bu ideolojik doğrultuda işler izledik. Yani, ilk anda ne kadar çelişik karşılanırsa karşılansın, çağdaşlık ile muhafazakârlık arasında, modernlik karşıtlığı veya düşmanlığı noktasında bir ittifak oluştu. Evet, "muhafazakârlık" ve "çağdaşlık" tamamıyla karşıt anlamlı kavramlar. Ama ikisi arasındaki yakınlaşma zamanımızın ruhuna gayet uyuyor. Acaba, neden Vasıf Kortun ve Hou Hanru'nun küratörleri olduğu bienallerde AKM ve İMÇ yapıları gündeme geldi? Salt Galata'nın açılışıyla başlayan ve modernlik dönemi mimarlığını, baraj projelerini, Ankara'yı, çağdaş bestecileri hicveden "Modern Denemeler" dizisinin derdi neydi? Neden bütün dünyada çağdaş sanata "çağdaş sanat" denirken, bizde modernlikle eşanlamlı olan ve tuhaf bir anlayışla Kemalizm’le özdeşleştirilen "çağdaş" kavramı karalandı ve yerine "güncel" gibi bir terim uyduruldu? Neden 1990'dan önce Türkiye'de sanat olmadığı ilan edildi ve modern sanat aşağılandı? İstanbul'un ilk muhafazakâr sanat fuarını kim düzenledi? İstanbul çağdaş sanat fuarı, İstanbul Contemporary kadrosu.

Sonuç olarak, olay, himaye gören birtakım fanatiklerin putkırıcı saldırılarından ibaret değildir. Çokboyutludur ve bu soruların cevaplarını da irdelemeliyiz. Özellikle de sanat tarihçileri...

 

 


 

 

[1] Mazhar Ş. İpşiroğlu, İslamda Resim Yasağı ve Sonuçları (İstanbul: YKY, 2005) s. 15.

[2] Terry Eagleton, Culture and the Death of God (Londra: Yale University Press, 2014) s. 77.