COBRA

1992,

COBRA: COpenhagen+BRussels+Amsterdam. Cobra grubuna adını veren, liderlerinin barındığı bu üç şehir ve tabii o ölümcül, efsanevi yılan.

Cobra, İkinci Dünya Savaşı’ nın hemen sonrasında Dada ve sürrealizmin mirasına sahip çıkan ilk avangard canlanmalardan biridir. Savaşı, Batı’ nın akılcı kültürünün bir temsili gibi yorumlarlar. Amaçları “aklın tiranlığıgrandan kaçarak hayatın egemenliğini kurmaktır.” Çoğu yerel komünist partileriyle bağlarını sürdüren Cobra sanatçıları, New York’ tan dönen Breton’ u siyasal yönden pasif ve dayatmacı bulurlar.      

Cobra ile Dada ve sürrealizmi bağlayan sadece temel güdüleri değildir. Edebiyat, müzik, sinema, grafik, fotoğraf, mimarlık gibi diğer ifade biçimleriyle kaynaşmaları, felsefe, psikoloji ve politikayla ilişkileri, kollektif üretim tutkuları, yayınlarıyla yaptıkları deneyler ve hatta Lautreamont'a olan düşkünlükleriyle de benzeşirler. Tam da bu nedenle Cobra, kendi farklı konumunu, bu iki akıma yaptığı gönderme ve eleştirilerle belirler.

Cobra sanatçılarına göre, bütün estetik kurallar reddedilmelidir. Böylece her insanda varolan ifade etme dürtüsü tamamen özgürleştirilecek, herkes her türden sanatı üretebilecek, sanat gündelik hayatla kaynaştırılacaktır. Bu ideal onları, "Batı'nın klasik kültürünün" bulandırmadığı yaratıcılık kaynaklarını aramaya, tarih öncesi sanat, Doğu hat sanatı, efsaneler, büyü, folklor, çocuklar ile akıl hastalarının yaratıcılıklarıyla ilgilenmeye itecektir. C.Gustav Jung'dan etkilenerek bilinçaltının katmanları altında gizli kalan fantezilerin ilksel, saf ve yalın hallerine dönmeyi deneyeceklerdir. Sürrealizm'in, bireysel bilinçaltının otomatizmle uyandırılması önerisine karşı onlar, kollektif bilinçaltının gizlerini, "irrasyonel kendiliğindenlik" ile dışavurmayı savunacaklardır.

Cobra ütopyası sekiz ülkeden elli kadar sanatçıyı ancak üç yıl (1948-51) bir arada tutmuştur. Ancak grubun her bir üyesinin sanatı, kuramsal müdahaleleri ve ilişkileri, bu üç yılın çok ötelerinde etkili olmuştur. Cobra üyeleri söylemlerini kendilerinden önceki yarım yüzyılın entellektüel birikimini ayıklayarak ve eleştirerek kurmuşlardır. Öncellerine yaptıkları göndermeler kadar, kendilerinden sonraki yarım yüzyıla ilişkin sezgileri ve ipuçları da zengindir. Kendiliğindenlikle ilgili akıtma tekniğiyle yaptıkları deneyler soyut dışavurumculuğun izlerini barındırır. Joseph Beuys, bütün yaşam sürecini sanatın kapsamına katarak herkesin sanatçı olduğunu önerirken, hem onlar gibi sanatın uzmanlaşmasına karşı çıkıyor, hem de onların sanat/yaşam tasarısını daha radikal bir bağlamda ifade ediyordu. Cobra manifestosunu kaleme alan Constant, sokaklardaki karalamalarla ilgili umudundan söz ederken graffitinin meşruiyet kazanmasına daha bir otuz yıl vardı. Ama asıl, bugün gündemde olan popüler kültür, aborijinal sanat, marjinallik gibi başlıkların ve modernizm eleştirilerinin bize Cobra'yı hatırlatmaması mümkün değil.

Sanart '92 bu nedenlerle bu efsanevi yılanı barındığı ülkelerden ve sanatın hafızasından Ankara'ya getirmiştir.[1]

 

Karel Appel, isimsiz, 1951

 


[1] -Ali Artun, DRHM, CoBrA- post-CoBrA sergi kataloğu sunuş yazısı, (Galeri Nev, Ankara, 1992).
-Ali Artun (der.),  Sanat Manifestoları, (İstanbul: İletişim/sanathayat dizisi, 2010), s. 377.