Jean-Léon Gérôme, “Köle Müzayedesi”
Müzayede Nesnesi Olarak Sanat Eseri

Yukardaki başlık bana değil Baudrillard’a ait. Onun 1972 yılında yayınlanan ve temel tezlerini ortaya attığı Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri kitabından bir alt-başlık. Marksist ekonomi politiği yeterince radikal bulmadığı için eleştiren Baudrillard, kitabında maddi üretim yerine, anlam üretimi, gösterge üretimi olarak tanımladığı tüketimi öne çıkarıyor. Müzayedenin ise kendi önerdiği “gösterge ekeonomi politiğinin tapınaklarından biri olduğunu” söylüyor : sanat müzayedesi “her şeyin eş-değerlisi haline gelen paranın saf bir gösterge sayılabilecek tabloyla değiş tokuş edilmesinin en güzel örneğidir”. Ne var ki, “ekonomik mantıkta olduğu gibi burada da önemli olan eşdeğerlik ilkesi üzerine oturan para miktarı değil, bir farklılık ve meydan okuma mantığı üstüne oturan para harcama, savurma, tüketim anlayışıdır.”[s.131, 132 ] “Ekonomik düzende belirleyici olan birikim biçimidir… Kültürel göstergeler düzeninde belirleyici olansa harcama [biçimidir]… Egemen sınıflar egemenliklerini ya her zaman gösterge/değerler üzerine oturtmuş ya da sahip oldukları ekonomik ayrıcalığı göstergeler aracılığıyla sergileyerek onlara bir aşkınlık, bir kutsallık kazandırmaya çalışmışlardır. Egemenliğin en kusursuz aşaması bu sonuncudur. Çünkü sınıf mantığının yerini alan bu mantık üretim araçlarının mülkiyetiyle değil, anlam üretiminin denetimiyle ilgilidir ve maddi üretimden çok farklı bir üretim biçiminin varlığını zorunlu kılmaktadır. (Zaten Marksist çözümlemenin içinden çıkamadığı da budur). (İşte) mikroskopik bir düzeyde bile olsa, sanat yapıtının müzayede yoluyla satışında böyle bir üretim biçiminin tüm özellikleriyle karşılaşmaktayız.” [s.135,136]

Müzayedelerin tarihi MÖ 5. yüzyıla kadar gidiyor. İlk müzayedeler, Herodot’un bahsettiği, her yıl Babil’de yapılan gelinlik kız müzayedeleri. Ama müzayedeler asıl MÖ 3. yüzyıl dolaylarında antik Roma’da canlanıyor. Nedeni fetihleri izleyen yağmacılık. Anadolu’dan yağmalanan Yunan sanat eserleriyle oluşturulan koleksiyonlar sayesinde bir yandan Roma İmparatorluğu uygarlık mirasına sahip çıkarken, diğer yandan yüzyıllarca egemen olacak klasik bir kanonun temelleri atılıyordu. Bu girişimler sonucunda, tarihyazımıyla, küratörleriyle, müzeleri ve özel koleksiyonlarıyla son derecede modern bir sanat piyasası örgütleniyordu. Savaşlarda ele geçirilen kölelerin ve ganimetlerin bir gösteri, bir şölen havasında ve olabilecek en yüksek değere satıldığı müzayedeler de bu ortamda serpiliyordu. Sanat müzayedelerinin antik Roma’daki kadar yeniden yükseldiği zamanlar, sanatın kilise ile sarayın ve soyluların himayesinden kopmaya başlamasıyla Hollanda’dan doğru piyasalaştığı 17. yüzyıl sonrasi ve özellikle de 19. yüzyıl olmalı. Tabii hepsinden ötede de, zamanımız. Gösterge değerinin, her türlü değerin önünü aldığı; finansın bütün hayatı kuşattığı modernlik sonrası.

Koleksiyon dürtüsü çok yönlü ve karmaşık bir dürtü: sahip olma arzusunun tatmini olarak koleksiyon, kendini anlamlandırma olarak koleksiyon, tarih sahnesi olarak –alegori olarak- koleksiyon, yatırım olarak koleksiyon, kültürel sermaye olarak koleksiyon, cinsellik tezahürü olarak koleksiyon, bilişsel bir model olarak koleksiyon, güç gösterisi ve uygulaması olarak koleksiyon, anlatı ve metin olarak koleksiyon, tefekkür ve haz aracı olarak koleksiyon, … Bu karmaşık formasyonu ve kültür tarihi içinde edindiği farklı anlamlar ve roller, koleksiyonları sadece müzeologlar nezdinde değil, kültür antropologları ve filozoflar bakımında da son derecede ilginç kılmış. Baudrillard da Koleksiyon Sistemi makalesinde bu tutkunun kaynaklarını sorguluyor. Ona göre, “bir nesnenin iki türlü işlevi olabilir: ya ondan yararlanılır, ya da ona sahip olunur… Pratik bağlamından soyutlanan nesne öznel bir statü kazanır. Artık kaderi bir koleksiyon nesnesi olmaktır… Koleksiyonculuk, bu işe kapılan kırk yaşlarındaki erkeklerde görüldüğü gibi,… insanın cinsel gelişmesinin kritik anlarında cinsel tutkunun yerine geçen güçlü bir mekanizma olarak görülebilir.” Bu takdirde koleksiyon nesnesi artık bir “aşk nesnesi” ne dönüşmüştür. [Cultures of Collecting, s.8, 9] Walter Benjamin de, kolleksiyonu yapılan bir nesnenin benzerleriyle yan yana gelmek amacıyla bütün pratik işlevlerinden koptuğundan bahseder ve bu durumun, nesnelerin yararlı olmasıyla tam bir karşıtlık gösterdiğini belirtir. Sonra da Marx’tan bir alıntı yapar: “ Bütün fiziki ve entelektüel duyular, onların hepsine yabancı olan bir duyu ile yer değiştirir, sahip olma duyusu.” [Arcades, s.204, 210] İşte müzayede ruhunu kamçılayan dürtüler insanların bu gibi tarihaşırı alışkanlıklarıdır. Tabii bunlar farklı farklı toplumlara ve tarihlere göre değişik kisvelere bürünür. Çağımızda çoktandır koleksiyon ve müzayede tutkusunu ateşleyen spekülasyondur. Sanat Baudrillard’ın tanımladığı gibi bir “aşk nesnesi” olmaktan, hatta bir kültürel gösterge olmaktan ziyade para yönetimiyle ilgili finansal bir nesnedir. Fiyatından başka her türlü değerinden arınır ve Oscar Wilde’ın sözleriyle “herşeyin fiyatını bilen fakat hiçbirşeyin değerini bilmeyen” insanların ilgi odağı olur…

arkası gelecek